-
Emel Zehra TUNÇİNAN
Tarih: 02-01-2024 11:58:00
Güncelleme: 02-01-2024 11:58:00
Bana yalan söyle. İzin veriyorum. Bu özgürlüğü hak ediyorsun. Beni atlatma, kandırma çabanı görüyorum. Gençliğine saygım sonsuz.
Camdan süzülen ışık, saçlarını öpüyor. Dudaklarında parmak izlerin var. Başın istemsizce sağa sola kıvrılıyor, göz bebeklerin ayaklarının üstüne düşüyor. Sorularıma kesik kesik cevaplar veriyorsun. İçine kaçan, tanımadığım bir sesle konuşuyorsun. Sükunetimi koruyarak yalancı ruhunu selamlıyorum.
Anne olmayı bilmiyorum. Ne sen kişisel gelişim kitaplarındaki çocuklara benziyorsun ne de ben oradaki anneler gibiyim. Çabuk öğrenemeyen bir kadınla karşı karşıyasın. Bir yanlışın on doğruyu götürdüğü tekinsiz, acımasız bir dünya burası. Burada en yakınındaki kişi benim. Şans mı değil mi kararsızım.
Vücudumun en sevmediğim organından çıkıp hayatımın ortasına oturdun sen.
“Tanrı’ya inan, dedin. Ben mucizeyim, kutsal kitaplarda arama, sorgulama artık. Buradayım. Önce içinde, şimdi kucağında. Kucakla, bırakma beni.”
19 yıldır bırakmıyorum, kucaklıyorum seni sımsıkı. Fazla mı sıktım, nefesini mi tuttun yanımda?
Ben annesine bakıp “Asla böyle olmamalıyım.” diyen biriyim. Ters modelleme. Annelik denilen görevde kendi yanlışlarıma düşmek istedim belki. Hatalar da günahlar da müstakil.
Kendini sevilmeye değer bulmuyormuşsun. Sinir bozucu sakinlikte konuşan psikolog öyle söyledi geçen hafta. Ne tesadüf, ben de öyle. Büyüdükçe sevgiyi satın almaya çalışanlardan oldum. Hep faturası olmalı en güzel duyguların. Mutluluk için bedel ödenmeli. Böyle gördüm, yaşayarak öğrendim bunu. Ailemi hep öyle elimde ve yanımda tuttum. İyi davranırsam, sürekli hediye alırsam benden vazgeçemezlerdi. Onların bir parçası olmanın bir yoluydu. Karşılık öder gibi, hep suçlu ya da borçluymuş gibi. Her sınavdan geçtiği, zamanından önce mezun olduğu halde bir türlü rüştünü ispatlayamamış öğrenci gibi. Geçmişimde aşamadığım ne varsa geldi, seninle ortamıza oturdu şimdi.
Arabanın arka koltuğunda yan yanayız. Sana bakıp şu ânın canına okuyorum. Toplantıyı açıp gündemin zehirli maddelerini sıralıyorum iç sesimle:
“Yanında kal. Hep bu yaralı kuşun kanadından tut. Bu yarayı sen açmış olabilirsin. Zaten anne olmak senin ne haddine? Ama olmuşsun bir kere. Yürümüşsün bu yolda kör topal. Yarımtırak iyiliğinle birini büyütmek, sana benzeyen yönlerini görmezden gelmek, genetiğe karşı çıkmak, doğayla ezeli savaşı vermek. Buzlu camları olan bir fanusa hapsetmek. Biliyorum, biliyor, hep bilecek.”
Anne ehliyeti diye bir şey olmalı. Çetin ve uzun sınavlardan geçilmeli.
Yolculuk zor. Tarifi yok. Yemek kitabı değil ki okuyayım.
Ne çok korku var içimde bilsen. Bu araba daha güvenli hayattan. Kırmızı ışıkta duruyor, yeşil ışıkta geçiyor. Ben ise nerede duracağımı, sana ne zaman sarılacağımı bilmiyorum. Seviyorsun birini. İsmini cismini bilmediğim, senin özenle sakladığın bu erkek aramıza ördü duvarı. Delip geçemiyorum. Öfken frenli, ruhun sahipli dolaşıyorsun etrafımda. Kapılar kapanıyor yüzüme sık sık. Yan yana olsak da sen başkasının gölgesinde serinliyorsun. Gözyaşında ben ıslanıyorum, senin kalbin kuruyor. Görüyorum ama kör dilenci oluyorum. Derenin karşısında duruyorsun, benim sal yapacak malzemelerim eksik. Dönüşsüz bilet alan gezginlerin macera duygusu kadar gelip geçici bu ruh haline kayıtsız mı kalmak lazım? Bırakmak, ucunu yakalamadan izlemek. Yapılır mı, yapılabilir mi?
“Üzülmem gerek. Böyle büyüyor insan.” dedin geçen gün durduk yere.
Bu olgun cümleler sana yakışmıyor. Ortalığı yıkmalısın şımarık sesinle. Diken diken olması gereken saçlarımı örüyorsun itinayla. Merak etme, ben halledeceğim diyen tavrın beni savunmasız bırakıyor. Suç işlemeli, kendine de suç ortağı bulmalısın aslında. O yüzden şimdi yalan söyle bana. Hatta en büyüğü olsun. Öyle bir söyle ki, “Helal olsun!” diyeyim. Benim kızım söylerse böyle söyler. Kendine söyleme yeter ki. O yalanlar gerçek bir yalnızlık diyarı, kabarık bir kayıp listesi.
Kirli camdan bakarken dışarıda kaç tane ağaç görüyorsam, o kadar sarıp sarmalayasım hatta öpesim var seni. Sen bunu bilmiyorsun. Kendi camından bakıp korkuyorsun sadece. Ürktüğün ne varsa hepsini bastırdıkça kaçıyorsun benden. Mesafeler uzuyor, el sallamam mı lazım? Annem öyle mi yapmıştı? İlk kez onun varlığına ihtiyaç duyuyorum…