-
Emel Zehra TUNÇİNAN
Tarih: 08-05-2023 08:23:00
Güncelleme: 08-05-2023 08:23:00
-Kedinin adı ne?
-Deha.
-Niye, çok mu akıllı?
-Uzun hikâye...
-Zamanım var.
-Benim ömrüm senin zamanına nasıl sığar?
-Sığdığı kadar içeriz.
-O zaman özlemim kadar doldur kadehime…
Anlatacaklarım biraz akşam biraz sabah; biraz kış biraz bahar…
***
Sevda insanın rengini değiştirir. Durgun beyazı isyankâr bir siyaha, pembeyi kıskanç bir kırmızıya, maviyi vefasız yeşile, sarıyı ateşli bir turuncuya dönüştürür. Deha beni neye dönüştürdü, hangi renge boyadı ya da tüm renkleri bavulunda mı götürdü, bilmiyorum…
Bir nisan sabahı, Balıkçı kahvesinde, denize yakın insanlardan uzak köşemde oturuyordum her zamanki sıradanlığımla. Nam-ı diğer Guguş’un balıktan dönüşünü, karabatakların kefallerle mücadelesini, kargaların simidimi gagalamasını, kedilerin peynirimi kapıp gidişini izliyor; motorların pırpır sesini dinliyor; denizin iyot-yosun karışımı havasını kokluyordum; biraz huzurlu biraz mutlu...
Yan masada onu görene kadar bir eksiklik yoktu hayatımda.
Sabah güneşinden daha fazla ışık yayıyordu etrafa. Zamanı kıran bir aydınlık. Başka bir yüzyıl, farklı bir deniz, uzak bir ülke…
Bakışları tehlikeli suları andırıyordu. “Dur, girilmez!” cinsinden.
Nasıl tanıştık, ne zaman yan yana oturduk, hatırlamıyorum.
Simidi paylaştık pervasızca. Konuştuk yeni tanışan insanların merakıyla. Her şeyi öğrenmek istercesine art arda sorularla, kaçamak bakışlarla durdurduk her şeyi.
Ben gülümsedim, o cevap verdi. O sesini yumuşattı, ben gözlerimi kaçırdım.
Neydi büyüleyici olan?
Hayat kokan kelimeleri mi, kapkara gözleri mi, dünyamı yeniden kurduran gülümsemesi mi, baş döndüren yanık teni mi, dalga dalga kalbime yayılan enerjisi mi, çocuksu yalınlığı mı? Sevmek lazımdı bu adamı. Doya doya, bıkmadan, yorulmadan sevmek…
Sevdim ben de. Çok sevdim. Sevdiği her şeyi sevdim. Kendimden uzaklaşarak, geçmişi geride bırakarak sevdim. Her gün kalbimi tutsak edercesine, kanımla canımla sevdim. Bedenimi ruhumla birlikte sunarak, ateşler içinde, nefessiz kalarak, acıyarak ve acıtarak, yaralarını öperek sevdim. Aylarca umutlu, mutlu sevdim…
Deha’yı sevmek, topraktan uzak gökyüzüne yakın olmak; yaz günü öğleden sonraki uykuya dalmak gibiydi.
Aşk büyük sözcüktür. Küçük yaşamları içine alır, sağa sola savurur, birçok şeye sebeptir, kanıttır, zamanın düşmanıdır, adına yaşam denilen şarkıda eksik bir notadır, kalbin hem zehri hem panzehridir…
***
-Amerika nereden çıktı Deha?
-Orada kendime yeni bir hayat kurmalıyım.
-Burada bir hayatın yok mu? Ben bunun parçası değil miyim?
-Sen de gelirsin.
-Konu o değil, senin aylardır kaçtığın ve kendine söyleyemediğin her ne varsa sorun o.
-Kaçmıyorum, gidiyorum sadece…
Bir sabah, mis kokulu çayımızı yudumlarken ve bunları konuşurken beni seviyor muydu yoksa bir yanılsama mıydı, hâlâ emin değilim.
Ekonomik hayaller kurmuştum oysaki…
Ege’nin kucağındaki bir kasabada birlikte uyandığımız, göbeğine dökülen saçlarımı okşadığı sabahlar, limonlu kek kokusu eşliğinde tenlerin karıştığı öğleden sonraları, uzun yürüyüşlerle biten gün batımları…
Sevdiceğim benimle kalsaydı…
Ama gitti… On yıl önce, bir öğleden sonra, sevimsiz bir uçakla, herkesin rüyası olan ülkeye uçup gitti. Geldiğinde yaktığı tüm ışıkları yanında götürdü. Bir daha dönmedi. Yeni bir hayat kurdu. Geçmişsiz ve bensiz…
Yakın gibi ama uzak duran birkaç mesaj, yabancı bakan fotoğraflar, cevap verilmeyen aramalar…
Yavaş yavaş silinen ya da kendi zaman dilimine hapsedilen hatıralar…
Mutluluk anlık, hüzün ömürlük…
Deha gidince, onun gibi kapkara bakan bir kedi sahiplendim. Belki dizine yatınca yaram iyileşir diye annemi görmeye gittim. Daha çok para kazandım, sonra hepsini kaybettim. Bitmeyen yürüyüşlere çıktım. Her gün vazoya taze çiçekler koydum. Sonradan okuduğumda beğenmediğim şiirler yazdım. Bana iyi gelmeyen kitapları dost edindim. Kenara köşeye sıkıştırdığım hayal kırıklıklarımla yüzleştim.
Dünyevi ne varsa denedim. Ne gönlüm aldı birini ne de bedenim…
Yokluğu elimde kalan tek şeydi. Sarıldım o yoksunluğa.
Teslim olunca acı dile geliyor. “Ben buradayım; çaren yok, yaşlanacağız birlikte, unutma.” diyor arsızca.
Şimdi elimde kalan şeylerle avunuyorum işte. Ege’nin umut kokan sokakları, kucağımdan inmeyen Deha ve hiçliğe sarılan ruhum…
Bir de anlattıklarımdan fazla olan sustuklarım…